Monday, February 25, 2013

Papillon - Kelebek


Islemedigi bir suctan dolayi [zaten her suclu masumdur demeyin, hakikaten oyleymis :) ] omur boyu kurek cezasina carptirilan bir kelebegin hikayesi. Kanatlarini cirpmaktan bir kez olsun vazgecmeyen bir kelebek...

Kelebek dediysem asil adi Henri Charriere, kahramanimizin. Vucudundaki dovmelerden oturu edinmis bu lakabi. Hani derler ya; kisi kendisine verilen isimden etkilenirmis, bu dogrultuda bir yasam surermis. Henri de lakabina cekmis adeta.


Birazcik genel bilgi verelim: Henri Charriere, 1930 yilinda 24 yasinda iken aldigi muebbet kurek cezasini cekmek uzere Fransiz Guyanasina gonderilir. Fakat ilk gunden itibaren aklinda tek sey vardir; her ne pahasina olursa olsun firar etmek! Nefes almak disinda, butun onceligi kacis planlari yapmaktir. En ufak firsatlari bile degerlendirir, saglam dostluklar kurar. Liderlik vasfinin da etkisiyle farkli kisilerle, farkli yerlerde, defalarca kacma girisimlerinde bulunur. Basariya ulasan kacma girisimleri sonrasi cok iyi insanlarla muhattap olur, yardimlarindan desteklerinden nasiplenir. Kacak bir kurek mahkumunun bile iyi temsil edildigi takdirde, bir "beyefendi" vasfina kavusabilecegini ispatlar. Refah duzeyi yuksek ailelerle de, cuzzamli hastalarla da, cok fakir koylulerle de, hatta Kizildereli bir kabile ile de gayet guzel anlasilabilecegini gosterir okuyucuya. Muhim olanin, insanlik oldugunu...

Kelebek, icerisinde umut dolu bir ozgurluk hikayesinin anlatildigi bir kitaptan ibaret degil benim icin. Herseyden ote, cok begenildigi vurgulanarak verilmis dogum gunu hediyem. Ve sirf bu sebepten, okunmayi bekleyen diger kitaplarin birkac raf ustunde bir konumda hayatima girdi. Raftan inip “basucu” kitabim olmasina da sasirmamak gerek.

Kelebek lakabina cekmis demistim ama sadece cekmis demek ayip olur sanki. Cunku; Henri “kelebek”lerin en guzel ozelligi olan “ozgurluk” kavramini alip kendi yorumu ile percinlemis. Olumsuz addedilebilecek yonlerini ise tersine cevirebilmis. Nasil mi?

Dogadaki orjinal kelebek, ozgurdur ozgur olmasina ya, omru kisadir. Zaten kelebek denince akla gelen ilk ifadelerden biri de budur. En uzaklara dogru, icinden geldigince, kudreti yettigince ucar. Lakin en uzun ucusu 1 gun ile sınırlıdır malum. Henri’nin ucusu ise 565 sayfa [bendeki baskisi] uzunlugunda okura sunulmus, gercek yasantisi ise 1973’e kadar [67 yil] surmus. Kesintisiz!

Kelebek ile bagdastirilan diger bir kavram ise “kelebek etkisi”dir. Cesitli kitaplarda, filmlerde defalarca bu konu islenmistir. Olaylarin baslangicinda yapilacak ufacik degisimlerin, tum gidisati yeniden sekillendirmeye imkan sunmasi ile oldukca cezbedicidir. Duygularindan emin olmadan hareket eden insanoglundaki pismanlik hissini giderdigi dusunulur. Aklina bir fikir mi dustu? Haydi hemen uygula. Vaz mi gectin? Dert etme, gozunu bir kirpsan en basa doneceksin, a plani yerine b’yi uygularsin, cabucak toparlarsin durumu. Mukemmel otesi bir his degil mi?! Halbuki hic dusundunuz mu? Herseye gucu yeten Yaratici, insanlara “ctrl+Z” misali bir yetenek neden bahsetmemistir ki? Cok kisa hayal etmeye calistim da iyi ki bahsetmemis :) Yoksa halimiz nice olurdu, kim bilir...

Henri’nin hikayesinde ise “kelebek etkisi”ne yer de yok, ihtiyac da... 
Henri, surgunun ilk gununden itibaren sucsuz oldugunun bilinciyle hareket etti, bu dogrultuda kararlar verdi, uyguladi. Tum kararlari basarili oldu mu? Tabi ki hayir. Defalarca yanildi, yanlis yapti, isler aksi gitti, yakalandi, daha beter cezalara ugratildi, pisman olmadi, dustu, kalkti, toparlandi, tekrar ozgurluk hayalleri kurdu, usanmadi, denedi, yine basaramadi, bir daha gayret etti, cok ugrasti. 

Hucre cezasina carptirildigi vakit, karanlikta attigi adimlar bile bir amaca hizmet ediyordu. Akil hastasi taklidi yapip timarhaneye dusmesi bile kendi aklinin eseriydi :)

Tum bu surecte, hicbir zaman kaybetmedigi birsey vardi; inanci. O, her zaman sucsuz olduguna ve bir gun mutlaka ozgur olacagina inandi. Cevresindekilere de bu durumu benimsetmeyi basarabildi. Ve neticede ozgurlugune kavustu. 

Guzel bir soz duymustum: "Imkansiz diye birsey yoktur, henuz gerceklesmemis olan vardir." Kelebek bu sozun, yasayan temsilcisidir benim fikrimce.

Kelebek romani [orjinal ismi Papillon]; butun umutlar tukendigi anda, yeniden yesertebilmek icin birebir. Yazana, yazdirana, yayinlayana, benim "kelebek" ile tanismama vesile olan herkese sonsuz tesekkurler.

Icinizde bir yerlerde ucmaya calisan bir kelebek olmali muhakkak. Onu taniyin, anlayin, ozgurce ucmasina yardimci olun. Yardimci olun ki her gun yeni yeni umutlar bulsun, getirsin sizlere ;)

Dipnot: Kelebek'in yasami 1973 yilinda, ayni isimli filme de uyarlanmis. [bkz.IMDB linki]

2 comments:

  1. Merhaba Arzu,

    blogun gerçekten çok güzelmiş, hem anlatım hem fotoğraflar çok güzel.
    Geçen haftalarda filmini izlemiştim Papilon'un, Dustin Hofmann ve Steve McQueen çok iyi oyunculuk çıkarmış.Açıkca söylemek gerekirse kitabının varlığından habersizdim. okunacak kitaplar arasında yerini aldı.

    sevgiler
    Sibel Alkan

    ReplyDelete
  2. Merhaba Sibel Abla,

    Hosgeldin...
    Yorumlarin icin cok tesekkurler. Begenmis olmana sevindim :)
    Ben sadece kitabini okudum, tavsiye ederim. Kafamda kurguladigim sekliyle bu yazida ozetlemistim. Filmini merak ettim, bir ara konusalim ;)

    gorusmek uzere, arzu

    ReplyDelete